Eşinden Mal Kaçırmak İçin Tapuyu Devredenlere Yargıtay Engeli! İşte Belirleyici Şartlar

10 Ağustos 2026
Eşinden Mal Kaçırmak İçin Tapuyu Devredenlere Yargıtay Engeli! İşte Belirleyici Şartlar

Boşanma davası açılmadan hemen önce eşlerden birinin gayrimenkulünü üçüncü kişilere devretmesi durumunda açılacak tapu iptali ve muvazaa (mal kaçırma) davalarında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu emsal niteliğinde son derece kritik bir karara imza attı (Esas: 2023/618, Karar: 2025/231).

YARGITAY'DAN EMSAL KARAR

Boşanma Öncesi Satılan Taşınmazlarda Tapu İptaline "Bekletici Mesele" Engeli!

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, boşanma davası öncesinde yapılan tapu devirlerinin direkt olarak "mal kaçırma" gerekçesiyle iptal edilemeyeceğine hükmetti. Açılan tapu iptal davalarında artık Aile Mahkemesi’ndeki tasfiye davasının sonucu ve kesinleşmiş alacağın varlığı beklenmek zorunda.

Karar No: 2023/618 E. - 2025/231 K.
Hukuki Yarar: Alacak ispatlanmalı
Usul Kuralı: HMK m. 165 Bekletici Sorun

Yüksek Mahkeme, boşanma öncesinde gerçekleştirilen taşınmaz devirlerinin otomatik olarak geçersiz ve muvazaalı sayılamayacağını; davacı eşin öncelikle mal rejiminden kaynaklanan kesinleşmiş bir alacağının varlığını kanıtlaması ve Aile Mahkemesi'ndeki tasfiye davası sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiğini oybirliğiyle hükme bağladı.

Boşanma Sürecinde Taşınmaz Devri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Detaylı İncelemesi

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, şiddetli geçimsizlik veya boşanma fikrinin gündeme gelmesiyle birlikte uygulamada en sık karşılaşılan hukuki sorunların başında, eşlerden birinin mal rejiminden kaynaklanan tasfiye payını azaltmak veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla malvarlığı değerlerini üçüncü kişilere devretmesi gelmektedir. Kamuoyunda "eşten mal kaçırma" olarak adlandırılan bu eylemler, Türk Medeni Kanunu (TMK), Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve İcra ve İflas Kanunu (İİK) düzleminde multidisipliner ve çetrefilli bir hukuki tartışmayı beraberinde getirmektedir.

Eşlerin evlilik birliği süresince edindikleri malların tasfiyesi aşamasında karşı tarafa ödemeleri gerekecek katılma alacağını veya değer artış payını imkansız kılmak amacıyla yaptıkları muvazaalı (danışıklı) devirlere ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16 Nisan 2025 tarihinde imza attığı 2023/618 Esas ve 2025/231 Karar sayılı ilamıyla, hukuk dünyasında tüm dengeleri yeniden şekillendirecek ve içtihat birliği sağlayacak tarihi bir karara imza atmıştır.

Somut Olayın Geçmişi ve Yargılama Süreci

İstanbul’da meydana gelen ve yıllar süren çetin bir yargılama maratonuna konu olan uyuşmazlığın temeli 1991 yılında kurulan bir evlilik birliğine dayanmaktadır. Çiftler arasında uzun yıllar devam eden evlilik süresince, 2006 yılında aile birliği bünyesinde bir taşınmaz satın alınmış ve tapuda eşlerden biri adına tescil edilmiştir. Davacı eş, söz konusu gayrimenkulün alımında kendisinin de ciddi bir finansal katkısının (şahsi ziynet eşyalarının satılması, kişisel birikimler ve ailevi destekler) bulunduğunu ileri sürmüştür.

Ancak ilerleyen yıllarda eşler arasındaki huzursuzluk derinleşmiş, aile birliğinin devamı çekilmez hale gelmiş ve taraflardan biri 31 Ocak 2013 tarihinde Aile Mahkemesine başvurarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası açmıştır.

Dava konusu gayrimenkul ise boşanma davasının açılmasından çok kısa bir süre önce, 12 Aralık 2012 tarihinde tapuda malik olarak görünen eş tarafından üçüncü bir şahsa satış gösterilmek suretiyle devredilmiştir. Davacı eş, söz konusu gayrimenkul satışının gerçek bir satış iradesini yansıtmadığını, tamamen kendisinden mal kaçırmak, boşanma ve tasfiye sonrasında doğacak katılma alacağını tahsil etmesini engellemek ve kendisini maddi zarara uğratmak amacıyla danışıklı (muvazaalı) olarak yapıldığını savunmuştur. Davacı eş, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açtığı davada tapu kaydının iptali ile gayrimenkulün yeniden davalı eş adına tescil edilmesini, bunun mümkün olmaması halinde taşınmaz bedelinin tazminat olarak kendisine ödenmesini talep etmiştir.

Yerel Mahkemenin Direnme Kararı ve İlk Derece Yaklaşımı

Uyuşmazlığı ilk derece mahkemesi sıfatıyla inceleyen İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi, taşınmazın hem boşanma davasından hem de mal rejiminin tasfiyesi davasından çok kısa bir süre önce devredilmiş olması hususunu mal kaçırma amacının varlığı açısından kuvvetli bir karine kabul etmiştir. Yerel Mahkeme, davalı eş ile taşınmazı devralan üçüncü şahıs konumundaki alıcının el birliği ve iş birliği içerisinde hareket ederek davacı eşi zarara uğratma kastıyla muvazaalı işlem gerçekleştirdikleri sonucuna varmış ve tapu kaydının iptali ile tesciline karar vermiştir.

Ancak kararın temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin önüne gelmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, hukuk uygulamasında sıklıkla karıştırılan iki temel dava türü olan "Muvazaa Hukuksal Nedenine Dayalı Tapu İptal Davaları" (TBK m. 19) ile "İcra ve İflas Kanunu Kapsamındaki Tasarrufun İptali Davaları" (İİK m. 277 vd.) arasındaki köklü hukuki farklara dikkat çekmiştir.

Daire, muvazaa davasında ana amacın borçlunun yaptığı işlemin aslında tarafların gerçek iradesini yansıtmadığının ve muvazaa nedeniyle baştan itibaren geçersiz (hükümsüz) olduğunun ortaya konulması olduğunu vurgulamıştır. Kural olarak, muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğrayan üçüncü kişilerin de bu geçersizliği ileri sürebileceği ifade edilmiştir.

Fakat Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, üçüncü kişinin bu davayı açabilmesi için vazgeçilmez ve öncelikli bir hukuki şartın varlığına işaret etmiştir: Davacının bu davayı açmakta Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-h maddesi uyarınca "hukuki yararının" bulunması ve işlemi yapan davalı eşten doğmuş, muaccel olmuş veya yargılama sonucunda varlığı tespit edilecek kesin bir alacağının bulunması gerekmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davacının alacağının bulunup bulunmadığı henüz netleşmeden, sırf devrin boşanma öncesinde yapılmış olmasına dayanılarak tapunun iptal edilemeyeceğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Yerel mahkemenin ilk kararında direnmesi üzerine uyuşmazlık nihai karar mercii olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun önüne taşınmıştır.

Muvazaa Hakiki Koşulları, Hukuki Yarar ve Aile Mahkemesi Kararının Bekletici Mesele Yapılması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16 Nisan 2025 tarihinde oybirliği ile verdiği kararda (Esas: 2023/618, Karar: 2025/231) yerel mahkemenin direnme kararını kesin olarak bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu, boşanma ve mal rejiminden kaynaklanan alacak iddialarında muvazaa nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında izlenmesi gereken hukuki usulü ve uygulanacak temel ilkeleri son derece net bir çizgiyle ortaya koymuştur.

Kararın merkezinde yer alan ve aile hukuku uygulayıcıları açısından hayati önem taşıyan ilk tespit, davacı eşin muvazaa iddiasıyla dava açabilmesi bakımından doğrudan doğruya "hukuki yararının" bulunması şartıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19. maddesi uyarınca muvazaa (danışık), bir sözleşmenin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi gerçek iradelerine uymayan bir hukuki işlem yapmaları durumudur. Muvazaalı işlem kural olarak baştan itibaren geçersizdir (mutlak butlan ile sakattır). Ancak sözleşmenin tarafı olmayan bir üçüncü kişinin (somut olayda boşanma aşamasındaki eşin) muvazaa nedeniyle işlemin hükümsüzlüğünü mahkeme önünde ileri sürebilmesi için, bu muvazaalı işlem nedeniyle özlük hakkının veya alacak hakkının doğrudan zarar görmüş olması şarttır.

1. Muvazaa İddiasında "Hukuki Yarar" ve Alacağın Varlığı İlkesi

Bir hakkın zarar görmüş sayılabilmesi için, öncelikle işlemi yapan eşten doğmuş veya doğması kesinleşmiş bir alacağın bulunması ve gayrimenkul devrinin sırf bu alacağın ödenmesini engellemek, imkansız kılmak veya zorlaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiş olması gerekmektedir. Eğer davacı eşin diğer eşten henüz kesinleşmiş veya yargılamayla sabit olmuş bir alacağı yoksa veya mevcut alacağı davalı eşin diğer malvarlığı değerleriyle rahatlıkla karşılanabiliyorsa, üçüncü kişiye devredilen taşınmazın tapusunu iptal ettirmekte hiçbir hukuki yararı bulunmamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının en devrimci boyutu, boşanma davasının ve mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının sonucunun "bekletici mesele" yapılması gerekliliğidir (HMK m. 165). Genel Kurul, boşanma davasının ve katılma alacağı davasının varlığının tek başına muvazaa davasını kabul etmek için yeterli olmadığını, mahkemenin öncelikle şu hukuki silsileyi takip etmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir:

  • Adım 1: Aile Mahkemesinde açılan boşanma davası ve buna bağlı mal rejiminin tasfiyesi (katılma alacağı / değer artış payı) davasının sonucu beklenmelidir.

  • Adım 2: Aile Mahkemesi yargılaması sonucunda davacı eşin gerçekten davalı eşten bir alacağının bulunup bulunmadığı ve varsa bu alacağın kesin miktarı belirlenmelidir.

  • Adım 3: Eğer Aile Mahkemesince davacı eş lehine bir alacağa hükmedilir ve davalı eşin bu borcu karşılayacak başkaca malvarlığı bulunmadığı tespit edilirse, Asliye Hukuk Mahkemesi devrin muvazaalı olup olmadığını esastan incelemelidir.

  • Adım 4: Aksi durumda, yani Aile Mahkemesi davası sonucunda davacı eşin hiçbir alacağının bulunmadığı anlaşılırsa, Asliye Hukuk Mahkemesindeki muvazaa davası başkaca hiçbir inceleme yapılmaksızın "hukuki yarar yokluğu" nedeniyle esasa girilmeden reddedilmelidir.

2. Türk Medeni Kanunu m. 229 (Eklenecek Değerler) ile İlişkisi

Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesinde Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 229. maddesi hayati bir role sahiptir. TMK m. 229/1-2 uyarınca; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, mal rejiminin tasfiyesi hesabında "edinilmiş mallara eklenecek değer" olarak hesaba katılır.

Bu kanuni düzenlemenin pratik anlamı şudur: Bir eş gayrimenkulünü boşanmadan önce üçüncü bir kişiye devretmiş olsa dahi, Aile Mahkemesi hâkimi o taşınmaz hiç devredilmemiş gibi güncel piyasa değerini tespit eder ve hesaplanan katılma alacağına ekler. Dolayısıyla, davacı eş alacağını borçlu eşten nakden tahsil edebiliyorsa, taşınmazı satın alan üçüncü kişinin tapusunu iptal ettirmeye gerek kalmaz. Taşınmazın tapu kaydının iptali, ancak borçlu eşin borcunu ödeyecek başka hiçbir malvarlığı bulunmadığında ve satışın muvazaalı olduğu kanıtlandığında son çare (ultima ratio) olarak uygulanabilir.

3. Muvazaa Davaları ile Tasarrufun İptali Davaları Arasındaki Hukuki Farklar

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında altı önemle çizilen bir diğer kritik husus, Muvazaa Davası (TBK m. 19) ile İcra ve İflas Kanunu (İİK m. 277 vd.) kapsamında açılan Tasarrufun İptali Davası arasındaki farklardır:

Karşılaştırma Kriteri Muvazaa Davası (TBK m. 19) Tasarrufun İptali Davası (İİK m. 277 vd.)
Hukuki Niteliği İşlemin baştan itibaren hükümsüz olduğunu tespit eder. İşlem geçerlidir; alacaklıya cebri icra yetkisi verir.
Zamanaşımı / Hak Düşürücü Süre Süreye tabi değildir (Mutlak butlan). Tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre.
Aciz Belgesi Şartı Aciz belgesi aranmaz; hukuki yarar aranır. İcra takibinin semeresiz kalması / aciz belgesi şarttır.
Sonuç Muvazaa kanıtlanırsa tapu borçlu adına tescil edilir. Tapu devrolmaz, alacaklıya haczettirip sattırma hakkı tanınır.

4. İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Korunması (TMK m. 1023)

Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca tapu kütüğündeki tescile güvenerek iyiniyetle hak iktisap eden üçüncü kişilerin edinimleri korunur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu emsal kararı, eşler arasındaki ailevi huzursuzluklardan veya boşanma niyetinden habersiz olan, piyasa koşullarında gerçek bedelini ödeyerek tapuda gayrimenkul satın alan dürüst alıcıların mağdur edilmesinin önüne geçmektedir. Bir taşınmaz devrinin muvazaalı olduğunun kabul edilebilmesi için davacı eşin şu hususları somut ve şüpheden uzak delillerle kanıtlaması gerekmektedir:

  • Devreden eş ile devralan üçüncü kişi arasında gerçek bir satış iradesinin bulunmadığına dair muvazaa anlaşması,

  • Tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek piyasa rayici arasında fahiş uyuşmazlık bulunması veya banka kayıtlarında hiçbir bedel transferinin yer almaması,

  • Devralan üçüncü kişinin, devreden eşin yakın akrabası, yakın arkadaşı, iş ortağı veya mal kaçırma amacını bilebilecek konumda bir kişi olması,

  • Devir gerçekleşmiş olmasına rağmen taşınmazın fiili kullanımının, anahtarlarının veya kira gelirlerinin halen devreden eş tarafından tasarruf edilmeye devam olunması.

Sonuç, Uzman Hukukçu Değerlendirmesi ve Hak Kaybını Önleyecek Bilgiler

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16 Nisan 2025 tarihli ve 2023/618 Esas, 2025/231 Karar sayılı kararı, mülkiyet hakkının dokunulmazlığı ile mal kaçırma eylemlerine karşı eşlerin alacak haklarının korunması arasında mükemmel bir hukuki denge tesis etmiştir. Karar, boşanma aşamasındaki her taşınmaz satışının peşinen "şüpheli ve geçersiz" sayılarak piyasadaki dürüst üçüncü kişilerin ve gayrimenkul sektörünün mağdur edilmesini engellemekte; diğer taraftan da alacağı kesinleşen ve tahsil imkanı kalmayan eşin muvazaa kanıtlandığı takdirde tapuyu iptal ettirebilme hakkını güvence altına almaktadır.

Bu tarihi karar ışığında, uygulama açısından hakimlerin, avukatların ve tarafların izlemesi gereken yöntemsel adımlar netleşmiştir. İlk olarak, aile mahkemesindeki katılma alacağı davası yürütülürken taşınmazın değeri eklenecek değer (TMK m. 229) olarak hesaba katılmalı ve borçlu eşin diğer malvarlığı üzerinde tedbir uygulanmalıdır. Borçlu eşin borcu ödeme gücü varsa, üçüncü kişiye açılan tapu iptal davası konusuz kalacak veya reddedilecektir. Aksi durumda, borçlu eş borcu ödeyemezse ve muvazaa da kanıtlanırsa, alacaklı eş üçüncü kişiye devredilen taşınmazın cebri icra yoluyla satışını talep edebilecektir.

Hak Kaybı Yaşamamak İçin 10 Önemli Bilgi

  1. Kendiliğinden Geçersizlik Yoktur: Boşanma davasından önce yapılan her taşınmaz devri otomatik olarak muvazaalı veya geçersiz sayılmaz.

  2. Hukuki Yarar Şartı: Muvazaa davası açabilmek için öncelikle davalı eşten doğmuş veya doğacak net bir alacağının varlığı gereklidir.

  3. Dava Silsilesine Uyum: Muvazaa davasından önce veya eşzamanlı olarak Aile Mahkemesinde mal rejiminin tasfiyesi davası açılmalıdır.

  4. Bekletici Mesele Zorunluluğu: Tapu iptal davasına bakan Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesindeki alacak davasının kesinleşmesini beklemek zorundadır.

  5. İspat Yükü Davacıdadır: Muvazaa iddiasını ileri süren eş, devrin danışıklı olduğunu, para akışı bulunmadığını veya sembolik bedelle yapıldığını kanıtlamalıdır.

  6. TMK m. 229 Güvencesi: Taşınmaz üçüncü kişide kalsa bile, değeri Aile Mahkemesince tasfiye hesabına eklenecek değer olarak dahil edilir.

  7. İyiniyetli Alıcılar Korunur: Taşınmazın gerçek piyasa değerini ödeyen ve eşler arasındaki uyuşmazlıktan habersiz olan dürüst alıcıların tapusu iptal edilemez.

  8. İhtiyati Tedbir Hayat Kurtarır: Boşanma davası açılır açılmaz aile mahkemesinden taşınmazlar üzerine derhal ihtiyati tedbir veya tasarruf yetkisinin kısıtlanması şerhi talep edilmelidir.

  9. Banka Kayıtları İncelemesi: Muvazaa davalarında tapu harç bedeli ile banka hesap hareketleri arasındaki uyumsuzluk en güçlü delildir.

  10. Uzman Desteği Alınmalıdır: Aile hukuku ve borçlar hukukunun karmaşık usul kuralları nedeniyle dava sürecinin uzman bir avukatla yürütülmesi şarttır.

Eşinden Mal Kaçırmak İçin Tapuyu Devredenlere Yargıtay Engeli! İşte Belirleyici Şartlar

Etiketler

Yargıtay Kararı 2025, Boşanma Öncesi Mal Kaçırma, Muvazaa Davası, Katılma Alacağı, Tapu İptal ve Tescil, Boşanmada Taşınmaz Devri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, TMK 229, Eşten Mal Kaçırma, Bekletici Sorun HMK 165,#BoşanmaHukuku #YargıtayKararı #MalKaçırma #Muvazaa #Tapuİptal #AileHukuku #MalPaylaşımı #HukukGündemi #EmlakHukuku #KatılmaAlacağı

⭐ Editörün Önerisi

Bu Sayfayı Favorilerinize Ekleyin

Daha sonra tek tıklamayla ulaşabilmek için bu sayfayı favorilerinize ekleyebilirsiniz. Ayrıca Instagram, Facebook ve YouTube hesaplarımızı takip ederek en güncel ilanlar, haberler ve içeriklerden anında haberdar olabilirsiniz.
✔ Ücretsiz    •    ✔ Güvenli    •    ✔ Hızlı Erişim
×

⭐ Favorilere Ekle

 
Haber Yorumları