Arama Filtrelerini Aç
Seçili kategori: Touareg. İl → İlçe → Mahalle filtresi aktif.
Web · Tablet · Mobil uyumlu

Mercedes’in Yeni SUV Teknolojisi Suda Yüzebilecek ve Kıyıya Kendi Çıkabilecek

8 Eylül 2026
Mercedes’in Yeni SUV Teknolojisi Suda Yüzebilecek ve Kıyıya Kendi Çıkabilecek

Mercedes-Benz’in gündeme gelen sıra dışı patent çalışması, arazi araçlarının yalnızca derin sulardan geçmesini değil, su üzerinde yüzerek ilerlemesini de mümkün hale getirebilecek bir sistemi ortaya koyuyor.

Tekerlek yuvalarına yerleştirilen şişirilebilir yüzdürme modülleri, bağımsız tork yönetimi ve aktif süspansiyon desteğiyle çalışan teknoloji, gelecekte SUV kavramını kara ile su arasındaki sınırın ötesine taşıyabilir. Ancak sistem şimdilik patent aşamasında ve Mercedes-Benz tarafından açıklanmış bir seri üretim programı bulunmuyor.

Mercedes Arazi Aracını Su Üzerinde Tutacak Yeni Bir Teknoloji Üzerinde Çalışıyor

Otomotiv dünyasında SUV ve arazi araçlarının yetenekleri uzun yıllardır motor gücü, dört tekerlekten çekiş sistemi, diferansiyel kilitleri, yerden yükseklik ve su geçiş derinliği gibi ölçütlerle değerlendiriliyor. Mercedes-Benz’in gündeme gelen patent çalışması ise bu klasik yaklaşımın ötesine geçerek çok daha sıra dışı bir ihtimali masaya yatırıyor: Arazi aracının sudan yalnızca geçmesi değil, gerektiğinde gerçekten yüzmesi.

8 Eylül 2026 tarihinde uluslararası otomotiv basınında gündeme gelen patent haberlerinde, Mercedes-Benz Group AG adına hazırlanan sistemin iki akslı bir arazi aracını su üzerinde dengede tutabilecek şekilde tasarlandığı belirtiliyor. Patentte mucit olarak Jörg Kneip ismi öne çıkıyor. Paylaşılan teknik ayrıntılara göre araç, dört tekerlek bölgesine yerleştirilen yüzdürme elemanları sayesinde su üzerinde kalabiliyor ve sürüş sistemlerini kullanarak kıyıya tekrar ulaşabiliyor. Bununla birlikte mevcut bilgiler, teknolojinin doğrudan seri üretime alınacağı anlamına gelmiyor.

Bu nokta önemli. Otomobil üreticileri her yıl yüzlerce hatta binlerce yeni fikri patent koruması altına alabiliyor. Patent alınması veya patent başvurusunun kamuoyuna yansıması, söz konusu sistemin mutlaka üretim aracında kullanılacağı anlamına gelmiyor. Mercedes-Benz de fikri mülkiyet portföyünü gelecekte değerlendirilebilecek teknik yenilikleri korumak amacıyla aktif şekilde yönetiyor.

Ancak Mercedes’in üzerinde çalıştığı çözümün dikkat çekici tarafı, klasik amfibi araç mimarisine doğrudan yönelmemesi. Buradaki fikir, otomobili baştan bir tekne gövdesi gibi tasarlamak yerine standart bir arazi aracının mevcut tekerlek, süspansiyon, elektronik kontrol ve hava sistemlerinden mümkün olduğunca yararlanmak.

Yüzdürme Modülleri Tekerlek Yuvalarında Konumlandırılıyor

Patentte açıklanan sistemin merkezinde aracın dört köşesinde bulunan özel yüzdürme modülleri yer alıyor. Bu parçaların köpük esaslı veya şişirilebilir malzemelerden üretilebileceği belirtiliyor.

Sistemin temel mantığı oldukça basit görünse de uygulama tarafı ciddi bir mühendislik gerektiriyor. Bir aracın suya girdiği anda dengede kalması için yalnızca yeterli toplam kaldırma kuvveti oluşturmak yeterli değil. Aracın ön ve arka aks yükleri, yolcu sayısı, bagaj yükü, batarya veya motor konumu, suyun hareketi ve kıyıya giriş açısı gibi birçok etken aynı anda hesaplanmak zorunda.

Mercedes’in çözümü, dört köşedeki yüzdürme elemanlarını birbirinden bağımsız biçimde kontrol ederek bu sorunu çözmeyi hedefliyor. Kontrol ünitesi gerektiğinde ön sağ, ön sol, arka sağ veya arka soldaki modülün hacmini farklı seviyelerde ayarlayabiliyor. Böylece aracın su üzerindeki eğimi elektronik olarak dengelenebiliyor.

Örneğin bagaj bölümünde ağır yük bulunması halinde aracın arka kısmının suya daha fazla gömülmesi beklenebilir. Sistem arka taraftaki modüllerin yüzdürme etkisini artırarak gövdenin daha dengeli kalmasını sağlayabilir. Benzer şekilde yanal bir akıntı aracın bir tarafını aşağı bastırdığında karşı taraftaki kaldırma kuvveti değiştirilerek gövde pozisyonu düzenlenebilir.

Bu, geleneksel sabit yüzdürme elemanlarından farklı bir yaklaşım ortaya çıkarıyor. Sistem pasif biçimde su üstünde kalmaya çalışmıyor; çevresel koşullara göre aktif şekilde tepki verebilecek bir araç mimarisi hedefleniyor.

Şişirilebilir Parçalar Kullanılmadığında Araç İçinde Saklanabilecek

Bir SUV’nin sürekli büyük yüzdürme parçaları taşıması hem aerodinamik yapı hem ağırlık hem de günlük kullanım açısından ciddi sorun yaratabilir. Mercedes’in patent yaklaşımı bu nedenle modüllerin ihtiyaç olmadığı zamanlarda küçültülerek araç içinde saklanabilmesine dayanıyor.

Gündeme gelen patent açıklamalarında, havası indirilmiş yüzdürme modüllerinin geleneksel araçlarda yedek lastiğin bulunduğu bölgeye benzer bir saklama alanına yerleştirilebileceği ifade ediliyor. Araç suya girmeye hazırlanırken ise otomobilin hava kompresörü bu parçaları şişirebiliyor.

Bu yaklaşım özellikle Mercedes-Benz G-Class gibi arazi kullanımına odaklanan modeller düşünüldüğünde mantıklı görünüyor. Modern off-road araçlarda lastik basıncı yönetimi, havalı süspansiyon veya farklı pnömatik yardımcı sistemler zaten kullanılabiliyor. Dolayısıyla yüksek kapasiteli bir hava sistemi, teorik olarak yüzdürme donanımının işletilmesinde de değerlendirilebilir.

Ancak burada önemli bir mühendislik sorusu ortaya çıkıyor: Birkaç ton ağırlığındaki premium SUV’nin güvenli biçimde yüzmesini sağlayacak hacimdeki hava bölmelerinin aracın içinde ne kadar yer kaplayacağı.

Arşimet prensibi gereği aracın ağırlığı arttıkça onu su üzerinde tutabilmek için daha fazla su hacmini yer değiştirecek yüzdürme kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Elektrikli SUV’ların büyük batarya paketleri nedeniyle ağırlıklarının sıklıkla yüksek olması, gelecekte böyle bir sistem kullanılacaksa modüllerin dayanıklılığı ve hacmini kritik hale getirebilir.

Araç Suda Tekerleklerini Kullanmaya Devam Ediyor

Patentteki en sıra dışı ayrıntılardan biri, otomobil su üzerine çıktıktan sonra tekerleklerin işlevini tamamen kaybetmemesi.

Klasik amfibi araçlarda suda ilerleme çoğunlukla pervane, su jeti veya özel deniz tipi itiş sistemiyle gerçekleştiriliyor. Mercedes’in üzerinde çalıştığı yaklaşımda ise kara sürüşünde kullanılan tekerleklerin su içinde de hareket üretmeye devam etmesi planlanıyor.

Lastiklerin dönmesi, suyla temas halinde sınırlı da olsa itiş kuvveti yaratabilir. Burada sistemin hedefi yüksek süratli bir tekne performansı sunmak değil; aracın kontrollü şekilde yön değiştirebilmesini ve kıyıya ulaşmasını sağlamak gibi görünüyor.

Kontrol ünitesi dört tekerleğe aynı miktarda güç vermek zorunda değil. Her tekerleğe ayrı ileri veya geri tork uygulanabilmesi, aracın su üzerindeki yönünün düzeltilmesine yardımcı olabilir.

Örneğin araç sağ tarafa doğru sürüklenmeye başladığında sol ve sağ tekerleklere farklı tork gönderilebilir. Aynı mantık yerinde dönüşe yaklaşan manevralarda veya kıyıya çapraz yaklaşırken kullanılabilir.

Bu tür bağımsız tork yönetimi özellikle elektrikli araç mimarisinde daha uygulanabilir hale geliyor. Her aksa veya tekerleğe yakın konumlanan elektrik motorları, içten yanmalı motorlu klasik aktarma sistemlerine kıyasla çok daha hassas güç dağılımı sağlayabiliyor.

Aktif Süspansiyon Tekerlekleri Birer Dümen Gibi Kullanabilir

Mercedes’in düşündüğü sistem yalnızca tekerlekleri döndürmekle yetinmiyor. Adaptif veya aktif süspansiyon sistemlerinin tekerlek açılarını değiştirerek su üzerindeki yönlendirmeye katkı sağlaması da tasarımın önemli parçaları arasında.

Bir başka ifadeyle otomobilin tekerlekleri hem itiş hem de yön kontrolünde rol oynayabilir.

Normal karayolu sürüşünde süspansiyonun görevi gövde hareketlerini kontrol etmek, yol tutuşunu artırmak ve konfor sağlamak. Suda ise aynı sistem farklı bir görev üstlenebilir. Tekerleğin suya temas açısı değiştirilerek oluşan direnç yönlendirilebilir ve aracın burnunun istenen yöne çevrilmesine yardımcı olunabilir.

Bu yaklaşım, gelecekte otomobil yazılımının mekanik parçaları farklı kullanım senaryolarına göre yeniden tanımlayabileceğini gösteren dikkat çekici örneklerden biri.

Bir bileşen yalnızca tek bir işi yapmak zorunda değil.

Tekerlek karada çekiş üretebilir, suda itişe katkı sağlayabilir. Süspansiyon asfaltta konfor sağlarken suda yönlendirme sisteminin parçasına dönüşebilir. Kompresör normal sürüşte havalı süspansiyonu yönetirken gerektiğinde yüzdürme modüllerini şişirebilir.

Bu çok amaçlı kullanım anlayışı, ağırlığın kritik olduğu otomotiv mühendisliğinde oldukça değerli.

En Kritik Aşama Sudan Tekrar Karaya Çıkmak

Bir aracın su üzerinde yüzebilmesi teknolojinin yalnızca ilk yarısı. Asıl karmaşık bölüm aracın yeniden kara zeminiyle temas kurduğu anda başlıyor.

Kıyıya yaklaşırken önce bir veya iki tekerlek zemine temas edebilir. Diğer tekerlekler hâlâ su içinde veya tamamen yüzüyor olabilir. Bu durumda dört tekerleğin karşılaştığı direnç birbirinden tamamen farklı hale gelir.

Klasik dört tekerlekten çekişli bir sistem tüm tekerleklere yanlış oranda güç aktarırsa araç yana kayabilir, patinaja düşebilir veya yüzdürme dengesi bozulabilir.

Mercedes’in patent yaklaşımında kontrol ünitesinin her tekerleğe bağımsız tork göndermesi tam da bu geçiş aşamasında önem kazanıyor. Sistem zemine ilk temas eden tekerleğe daha fazla çekiş sağlayabilir, diğer tekerleklerin torkunu azaltabilir ve aracın sürücünün belirlediği doğrultuda ilerlemesine yardımcı olabilir.

Bu süreç teorik olarak çekiş kontrol sistemi, eğim sensörleri, tekerlek hız sensörleri, gövde hareket sensörleri ve çevresel algılama sistemlerinin birlikte çalışmasını gerektirebilir.

Dolayısıyla gelecekte yüzebilen bir Mercedes SUV ortaya çıkarsa otomobilin en dikkat çekici unsuru dev hava yastıkları değil, bütün sistemi yöneten yazılım olabilir.

G-Class Bu Teknolojinin Doğal Adayı Olarak Görülüyor

Mercedes-Benz denildiğinde zorlu arazi koşullarıyla en güçlü biçimde özdeşleşen model kuşkusuz G-Class.

G-Class uzun yıllardır kutu formundaki gövdesi, sağlam şasi mimarisi, dört tekerlekten çekiş yeteneği ve arazi donanımlarıyla markanın off-road dünyasındaki simgelerinden biri olarak konumlanıyor. Mercedes-Benz’in resmi SUV deneyim programlarında da G-Class’ın su geçişleri ve ağır arazi parkurlarındaki yetenekleri gösteriliyor.

Ancak patentte doğrudan belirli bir seri üretim modelinin adı açıklanmıyor.

Bu nedenle teknolojinin mutlaka G-Class’a geleceğini söylemek doğru değil.

Yine de yüksek yerden açıklık, arazi odaklı kullanım karakteri ve premium fiyat konumlandırması nedeniyle böyle maliyetli ve karmaşık bir sistemin ilk uygulanabileceği modeller arasında G-Class’ın düşünülmesi doğal.

Özellikle elektrikli G-Class türevleri, bağımsız motor kontrolünün sunduğu avantaj nedeniyle konseptin bazı unsurlarıyla teknik açıdan daha iyi örtüşebilir.

Mercedes Aslında Yüzen Araç Fikrini İlk Kez Düşünmüyor

Mercedes ve Daimler geçmişine bakıldığında amfibi veya yüzebilen taşıt fikrinin tamamen yeni olmadığı görülüyor.

Patent arşivlerinde Daimler-Benz AG adına 1977 öncelik tarihine sahip “floatable vehicle” yani yüzebilir araç başlıklı daha eski bir patent kaydı da bulunuyor. Bu kayıt, markanın su üzerinde hareket edebilen kara araçları konusuna onlarca yıl önce de mühendislik perspektifinden yaklaştığını gösteriyor.

Dolayısıyla bugünkü fikir, markanın tarihsel mühendislik çalışmalarının modern elektronik kontrol, yazılım ve elektrikli aktarma organlarıyla yeniden yorumlanması olarak da değerlendirilebilir.

Aradaki fark büyük.

1970’lerin mekanik çözümlerinde araç yapısının doğrudan yüzebilir hale getirilmesi ön plandayken, günümüz yaklaşımında sensörler, bağımsız tekerlek kontrolü ve aktif sistemler merkezi rol oynuyor.

Elektrikli Otomobiller Bu Teknoloji İçin Avantaj Sağlayabilir

Yüzebilen SUV teknolojisinin geleceği açısından elektrikli araç mimarisinin bazı önemli avantajları bulunuyor.

Birincisi, elektrik motorlarının torku son derece hızlı ve hassas biçimde ayarlanabiliyor. Bir kontrol ünitesi her tekerleğe milisaniyeler içinde farklı miktarda güç gönderebilir.

İkincisi, elektrikli araçlarda mekanik aktarma bağlantıları azaltılabiliyor. Geleneksel şanzıman, transfer kutusu ve uzun mekanik bağlantılar yerine daha bağımsız güç üniteleri kullanılabilir.

Üçüncüsü, otomobilin tüm sürüş fonksiyonlarının yazılımla koordine edilmesi daha kolay hale geliyor.

Ancak elektrikli sistemlerin suyla birlikte kullanılması yüksek seviyede izolasyon gerektiriyor.

Batarya paketi, yüksek voltaj kabloları, inverterler, bağlantı noktaları ve motorların yalnızca kısa süreli su sıçramalarına değil, aracın belirli bir süre yüzmesine izin verecek seviyede koruma sağlaması gerekir.

Bu da maliyet ve ağırlığın yükselmesine neden olabilir.

Bir SUV Gerçekten Tekerlekleriyle Suda Ne Kadar Hızlı Gidebilir?

Patent fikri heyecan verici olsa da fizik kuralları değişmiyor.

Makale Görselleri

Sağa sola kaydır
Mercedes’in Yeni SUV Teknolojisi Suda Yüzebilecek ve Kıyıya Kendi Çıkabilecek
Ana Görsel
galeri
galeri Mercedes-Benz, yeni bir patent başvurusu ile arazi araçlarının kullanım alanını oldukça sıra dışı bir noktaya taşımaya hazırlanıyor.
galeri
galeri Mercedes-Benz, yeni bir patent başvurusu ile arazi araçlarının kullanım alanını oldukça sıra dışı bir noktaya taşımaya hazırlanıyor.

Otomobil lastikleri karada yüksek tutunma sağlamak için tasarlanıyor. Pervane veya su jeti gibi sistemlerin aksine lastik sırtı suyu geriye doğru yüksek verimlilikle itmek üzere optimize edilmiş değil.

Dolayısıyla yalnızca tekerlek dönüşüyle sağlanan su üzerindeki hızın sınırlı olması beklenir.

Fakat bu teknolojinin amacı muhtemelen bir SUV’yi sürat teknesine dönüştürmek değil.

Daha gerçekçi senaryo; aracın derin bir su geçişinde zemini kaybetmesi durumunda batmadan dengede kalabilmesi, düşük hızla ilerleyebilmesi ve uygun kıyı noktasına yönelerek yeniden karaya çıkabilmesi olabilir.

Bu açıdan bakıldığında yüksek hızdan daha önemli kriterler şunlar:

  • Dengede kalma,
  • Yön kontrolü,
  • Akıntıya karşı konum koruma,
  • Elektronik sistem güvenliği,
  • Kıyıya kontrollü yaklaşma,
  • Tekerlekler yeniden zemine temas ettiğinde çekişin hızlı biçimde sağlanması.

Güvenlik Sistemleri Olmadan Seri Üretim Çok Zor

Bir üretim aracının gerçekten yüzebilmesi, yalnızca mekanik bir kabiliyet değildir. Çok kapsamlı güvenlik protokolleri gerektirir.

Araç suya girmeden önce yüzdürme modüllerinin tamamen açılıp açılmadığını doğrulamak zorunda olabilir.

Her modülün basıncı ayrı ayrı izlenebilir.

Su derinliği ve akıntı hızı sensörler aracılığıyla değerlendirilebilir.

Batarya veya elektronik bileşenlerden herhangi birinde izolasyon problemi tespit edilirse sistem sürücünün suya girişine izin vermeyebilir.

Kapı ve bagaj sızdırmazlığı da önemli hale gelir.

Bunun yanında sürücü davranışının sınırlandırılması gerekir. Çünkü bir aracın yüzebilmesi, her göl veya nehrin güvenli biçimde geçilebileceği anlamına gelmez.

Güçlü akıntı, dalga, çamurlu kıyı, görünmeyen engeller veya çok dik çıkış açısı aracın kapasitesinin üzerinde olabilir.

Bu nedenle böyle bir teknoloji üretime ulaşırsa büyük olasılıkla sürücünün tamamen serbest kontrolünden ziyade yarı otomatik veya elektronik olarak denetlenen özel bir “su modu” ile çalışacaktır.

Patent Seri Üretim Garantisi Anlamına Gelmiyor

Konunun en önemli ayrıntılarından biri, mevcut patent bilgisinin bir Mercedes modelinin yakında yüzerek satışa çıkacağı anlamına gelmemesi.

Güncel haber kaynaklarında sistemin herhangi bir seri üretim projesiyle ilişkilendirilmediği özellikle belirtiliyor.

Otomobil üreticileri gelecekte ihtiyaç duyabilecekleri fikri mülkiyet haklarını erken aşamada korumayı tercih ediyor.

Bazı patentler yıllar sonra seri üretimde kullanılıyor.

Bazıları yalnızca konsept otomobillerde görülüyor.

Bazıları ise hiçbir zaman ticari ürüne dönüşmüyor.

Mercedes’in yüzebilen arazi aracı fikrinin hangi gruba gireceğini bugün söylemek mümkün değil.

Patent Tarihi Konusunda Küçük Ama Önemli Bir Ayrıntı

8 Eylül 2026’da yayımlanan bazı haberler teknolojiyi “yeni patent” şeklinde aktarıyor. Bununla birlikte Mercedes-Benz ve Jörg Kneip adına patent veritabanlarında daha eski tarihli, dört tekerleğin bağımsız şekilde kontrol edilmesine ilişkin bağlantılı çalışmalar da bulunuyor.

Örneğin EP3959111 numaralı Avrupa patentinin öncelik tarihi 26 Nisan 2019, başvuru tarihi 19 Mart 2020 ve yayın tarihi 2 Mart 2022 olarak görünüyor. Kayıtlarda patentin 4 Eylül 2024 tarihinde verilmiş olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle güncel haberlerde kullanılan “yeni patent” ifadesini, teknolojinin kamuoyunda yeniden gündeme gelmesi veya farklı bir patent ailesinin yakın dönemde görünür hale gelmesi şeklinde okumak daha güvenli.

Haber metinlerinde doğrudan doğrulanmamış bir seri üretim takvimi vermemek bu nedenle önemli.

Sonuç

Mercedes-Benz’in yüzebilen arazi aracı fikri, otomotiv sektörünün arazi kabiliyeti konusunda ulaştığı noktayı farklı bir seviyeye taşıyor.

Bugüne kadar SUV üreticileri ağırlıklı olarak aracın ne kadar derin sudan geçebildiğine odaklanıyordu. Mercedes’in patentindeki yaklaşım ise “zemin tamamen kaybolursa ne olur?” sorusuna yanıt arıyor.

Tekerlek yuvalarında yer alan bağımsız yüzdürme modülleri sayesinde araç su üzerinde tutuluyor. Elektronik kontrol sistemi modüllerin oluşturduğu kaldırma kuvvetini dört köşede ayrı ayrı ayarlıyor. Tekerlekler ve aktif süspansiyon ise su üzerindeki hareket ile yönlendirme sürecinde görev almaya devam ediyor.

En dikkat çekici taraf ise sistemin yalnızca yüzdürmeyi değil, sudan karaya kontrollü geçişi de düşünmesi.

Bununla birlikte bugün için Mercedes-Benz’in “yüzebilen G-Class” veya benzeri bir seri üretim modeli açıkladığı söylenemez. Güncel kaynaklar da sistemin henüz bir üretim projesine bağlanmadığını belirtiyor.

Uzman Değerlendirmesi

Mühendislik açısından bakıldığında patentin en değerli tarafı yüzdürme elemanlarının kendisinden çok, farklı araç sistemlerinin tek bir elektronik mimari altında birlikte çalıştırılması.

Geleceğin arazi araçlarında mekanik diferansiyel kilitlerinden çok daha hızlı tepki veren yazılım tabanlı tork yönetimi giderek daha önemli hale geliyor.

Mercedes’in fikri de bu dönüşümün uç örneklerinden biri.

Normalde birbirinden ayrı görevler üstlenen;

  • süspansiyon,
  • tekerlek motorları,
  • direksiyon,
  • kompresör,
  • gövde denge sensörleri,
  • çekiş kontrol sistemi

su geçişi sırasında ortak bir amaç için birlikte çalışıyor.

Bu nedenle sistem hiçbir zaman tam anlamıyla “yüzebilen SUV” olarak seri üretime geçmese bile patentte geliştirilen bazı kontrol algoritmaları gelecekte farklı arazi sistemlerinde kullanılabilir.

Örneğin değişken zeminlerde otomatik tork dağılımı, aracın yan eğimini aktif olarak dengeleme veya tekerleklerin temas durumuna göre güç aktarımını değiştirme gibi çözümler daha geniş kullanım alanı bulabilir.

Teknolojinin Önündeki En Büyük Engeller

Ağırlık: Büyük ve premium SUV’ların birkaç tonluk kütlesini yüzdürmek için ciddi hacimde kaldırma kuvveti gerekir.

Paketleme: Havası indirilmiş modüllerin araç içinde nerede saklanacağı tasarım açısından önemlidir.

Dayanıklılık: Yüzdürme elemanlarının taş, dal, keskin yüzey veya arazi koşullarında zarar görmemesi gerekir.

Su geçirmezlik: Elektrikli aktarma sistemi, batarya, bağlantılar ve yüksek voltaj elektroniği uzun süreli su temasına karşı korunmalıdır.

Yönlendirme: Dönen lastikler su içinde pervane kadar verimli değildir.

Kıyıya çıkış: Aracın en fazla torka ihtiyaç duyacağı an, bir veya iki tekerleğin zemine ilk temas ettiği geçiş aşaması olabilir.

Maliyet: Sistemin yalnızca nadiren kullanılacak bir özellik için araç maliyetine ne kadar ek yük getireceği kritik olacaktır.

Haberle İlgili Önemli Bilgiler

Patent sahibi: Mercedes-Benz Group AG olarak aktarılıyor.

Mucit: Güncel haberlerde Jörg Kneip ismi yer alıyor.

Yüzdürme sistemi: Dört tekerlek yuvasında ayrı ayrı kontrol edilebilen köpük veya şişirilebilir modüller düşünülüyor.

Hava desteği: Modüllerin araç üzerindeki kompresörle şişirilmesi öngörülüyor.

Su üzerindeki hareket: Tekerleklerin dönmeye devam etmesi ve her tekerleğin torkunun bağımsız yönetilmesi planlanıyor.

Yönlendirme: Aktif/adaptif süspansiyon tekerlek açılarını değiştirerek yön kontrolüne katkı sağlayabiliyor.

Seri üretim: Şu anda açıklanmış bir seri üretim programı bulunmuyor.

 

Etiketleri

Mercedes-Benz, Mercedes yüzebilen SUV, yüzebilen arazi aracı, Mercedes patent, G-Class teknolojisi, amfibi SUV, otomotiv teknolojileri,#MercedesBenz, #YüzebilenSUV, #MercedesPatent, #GClass, #AraziAracı, #OtomotivTeknolojisi, #AmfibiSUV

Haber Yorumları